Sivas Şehir Merkezinden Genel Görünüm
Cumhuriyet Üniversitesi'nden Gece Görünümü
Cumhuriyet Üniversitesi'nden Gece Görünümü
Tarih - Tıp Tarihi » Mardin Şeyh Eminüddin Bimaristanı
MARDİN ŞEYH EMİNÜDDİN BİMARİSTANI
Prof. Dr. Sarper Yılmaz,

Özet

Osmanlı dönemi belgelerinde adına rastlanan Şeyh Eminüddin Bimaristanı Artuklular zamanında kurulmuş olduğu genel kabul gören bir sağlık kurumu olup, mevcut bilgilerimize göre Malazgirt Savaşından sonra Anadolu’da kurulan ilk Bimaristandır. Bu bimaristanın Osmanlı dönemi öncesinde varlığı kesin olmakla birlikte elimizde bu dönemden kalan herhangi bir belge mevcut değildir. Osmanlı dönemine ait olan belgeler ise şimdiye kadar layıkıyla ortaya konulup değerlendirilmemiştir. Bu çalışmada, kaynaklarda Şeyh Eminüddin Bimaristanı veya Şeyh Eminüddin Bimarhanesi olarak anılan bu kuruma ilişkin mevcut bilgiler gözden geçirilmiş ve bu sağlık kuruluşunun Osmanlı zamanındaki işlevi belgeler ışığında irdelenmiştir.
Anahtar kelimeler: Eminüddin, Bimaristan, Bimarhane, Artuk, Mardin. The Bimarhane (Hospital) of Seyh 
Eminüddin in Mardin

Abstract

The Seyh Eminuddin Bimaristan that we knew from the Ottoman documents was widely accepted as a health institution, which was known to be the first bimaristan founded after Manzikert war in the Anatolian Selcukid period. Although its existence in the Selcukid era was clear from the documents in the Ottoman era, we do not have any documents about that period. However, the Otoman documents about this institution have not been investigated in detail up to now. In this study, I revised the available information of this institution, which we encounter with the names Eminüddin Bimaristanı, or Şeyh Eminüddin Bimarhanesi, and tried to investigate its existence and function in the Ottoman period up to 20th century.
Keywords: Mardin, Hospital, Artukid, Eminüddin, Bimarhane. Osmanlı Öncesi Dönemde Mardin Bimaristanı
Bimâr sözcüğü Farsça’da hasta anlamına gelmektedir. Bimâristan veya Bimârhane sözcükleri ise hastane anlamında kullanılmıştır. Mâristan sözcüğü bir görüşe göre bimâristandan bozma bir sözcüktür ve bu sözcük de zaman zaman
* Sivas Cumhuriyet Üniversitesi, Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi A.B.Dalı

hastane anlamında kullanılmıştır1. Ancak Farsça’da “mâr” yılan anlamına geldiği için yılanlarla dolu olan yer anlamına da gelebilir2. Bilindiği gibi yılan aynı zamanda tıbbın sembolüdür. Tımâr sözcüğü ise bakım anlamında gelmekte ve buradan türeyen tımârhane sözcüğü de yaygın bir şekilde hastane anlamında kullanılmıştır.

Mardin Bimaristan’ına dair en derli toplu bilgi Prof. Dr. Süheyl Ünver’in Selçuk Tababeti isimli kitabında bulunmaktadır. Ünver, Osmanlı öncesi dönemde bu kuruluş hakkındaki genel bilgileri temel olarak iki kaynaktan derlemiştir. Bunlardan birincisi Abdüsselam Efendinin (1789-1843) yazmış olduğu Ümmü’l-İber isimli kitaptır. Aslında bir Dünya tarihi olan bu kitabın son kısmı Mardin tarihine ayrılmıştır3. İkinci eser ise Katip Ferdi tarafından 1537 yılında yazılmış olan Artuklu Melikleri Tarihi’dir. Ali Emiri’nin, 1875 yılında Mardin’e bir ziyareti sırasında bulup, 1913 yılında Osmanlıca olarak yayımlamış olduğu bu eser, 2006 yılında sadeleştirilerek dilimize kazandırılmıştır4. Ünver, Abdüsselam Efendiyi kaynak göstererek şu bilgileri vermiştir:

“Artıkoğullarından Necmeddin İlgazi biraderi Eminüddin Mardin’de bir küll halinde cami, medrese, hastane ve hamam yaptırmaya başlamıştır; lakin, bunlar bitmeden öldüğü cihetle biraderi Necmeddin ikmale muvaffak olmuş ve büyük bir kadirşinaslık örneği göstererek merhum biraderinin ismiyle andırmıştır. Filhakika, elyevm mevcut bu cami ve hamama, Mardin’de Eminüddin Maristan Camii ve Hamamı derler”5.
Ancak Abdüsselam Efendi’nin eseri dikkatli bir şekilde okunduğunda aslında kendisinin doğrudan bir hastaneden bahsetmediği görülür. Her ne kadar bimaristan ibaresi sözcük olarak geçiyorsa da bu ibare bir yerde bir çeşmeyi diğer bir yerde de bir camiyi tanımlamak için kullanılmıştır. Abdüsselam Efendi’nin bahis konusu cümleleri şu şekildedir:

“Onun yerine kardeşi Artuk’un oğlu Necmüddin gazi olarak bilinen İlgazi geçti. İlgazi, dindar, kadır-kıymet bilen biriydi. Kardesi Eminuddin Cebbar

1 Ferit Develioğlu, Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Lugat, Ankara: Aydın Kitabevi, 2006, s. 581.

2 Turkish and English Lexicon: ed. Sir James W. Redhouse, İstanbul: Çağrı Yayınları, 2011, 4.baskı, s.1655.

3 Abdusselam Efendi’nin Mardin Tarihi, çeviri Hüseyin Haşimi Güneş, İstanbul, Mardin İhtisas Kütüphanesi, 2007, s.1. Bu eser Mardin İhtisas Kütüphanesi Projesi dahilinde Hüseyin Haşimi Güneş tarafından Arapça nüshasından Türkçeye çevrilmiş olup çevrimiçi tam metnine http://www.mardin.gov.tr/turkce/kutuphane/pdfdosyalar/aselamefendi.pdf (28.01.2012) adresinden ulaşılabilir.

4 Katip Ferdi: Mardin Artuklu Melikleri Tarihi, editörler Ali Emiri, İbrahim Özcoşar, Hüseyin H. Güneş, İstanbul: Mardin İhtisas Kütüphanesi, 2006. Bu eser de Mardin İhtisas Tarihi Projesi kapsamında kültür hayatımıza kazandırılmış olup tam metnine http://www.mardin.gov.tr/turkce/kutuphane/ pdfdosyalar/ArtukluMelikleri.pdf adresinden ulaşım mümkündür (28.01.2012).

5 Süheyl Ünver: Selçuk Tababeti, Ankara, Türk Tarih Kurumu, 1940, s. 16-17.

öldürülünce Mardin’e giderek babasının makamına oturdu. Bir taraftan cami ve medrese inşa ederken diğer taraftan kardeşi Eminüddin Cebbar’ın inşa ettiği ancak tamamlayamadığı yanı başındaki yarım kalmış medresenin inşasının tamamlanmasını emretti. Ancak buna ömrü yetmedi. Eminüdin’in Camiisi Bimaristan olarak anılmaktadır”6.

“...harabe meydanlardan birisi şehrin merkezinde diğeri ise kalenin tepesindedir. Beş hamam, ondört mahalle, bir han ve bazı çeşmeler bulunmaktadır. Bimaristan adındaki çeşmenin suyundan içildiğinde ve yıkanıldığında uyuz benzeri kasıntılara ve saç dökülmelerine karşı iyi geldiği bilinmektedir. Babussur yakınlarındaki “Ayn-ı Cevze” çeşmesi ise sancılara neden olmaktadır”7.
Görüldüğü gibi Abdüsselam Efendi, Ünver’in yazdığı gibi bir sağlık kuruluşundan bahsetmemektedir. Ancak ileride bahsedilecek olan Osmanlı belgelerinin açık bir şekilde işaret ettiği gibi bu bölgede bir Bimaristan’ın varlığı kesindir. Camii ve çeşmenin Bimaristan adıyla anılması herhalde o mıntıkanın geçmişinin silinmeye yüz tutmuş anıları nedeniyle olsa gerektir.

Ünver’in Katip Ferdi’den yaptığı alıntı da sorunludur. Ünver Bimaristan’ın Katip Ferdi tarafından tasrih olunduğunu ve gene Ferdi tarafından burasının 1537 yılında harap olduğunun tespit edildiğini yazmıştır8. Oysa dikkatli bir inceleme yapıldığında Katip Ferdi’nin bir maristan ya da bimaristandan hiç bahsetmediğini, metinde dipnot olarak yer alan maristan ve bimaristan bahislerinin kitabı düzenleyen Ali Emiri’ye ait olduğu anlaşılmaktadır. Adı geçen yapıyı harap halde gören 1537 yılında Katip Ferdi değil, 1875 yılında henüz 17 yaşında olan Ali Emîri’dir ve kitabını da 40 yıla yakın bir çalışma sonunda 1913 yılında yayımlamıştır9. Dolayısıyla Katip Ferdi hiçbir şekilde harap bir Bimaristan görmemiş, dahası ileride bahsedileceği üzere muhtemelen Bimarhanenin en aktif olduğu döneme şahitlik etmiştir.
Ünver yöredeki bazı sözlü rivayetlere dayanarak Bimaristan’a zamanında fevkalade rağbet olduğunu, Musul’dan dahi hastalar geldiğini, bu nedenle fazla tehacüm olduğunu belirtmiş10, elindeki Osmanlı belgelerine dayanarak bu kurumun sadece bir tabiple yönetildiğini ifade etmiştir11. Mardin’i ziyaret eden seyyahlardan hiç birisinin bimarhaneden bahsetmemesi nedeniyle ne yazık ki bimarhanenin işleyişi hakkında fikir sahibi olamıyoruz. Mardin’de Osmanlı öncesi dönemde bir

6 Abdüsselam Efendi’nin Mardin Tarihi, 2007, s.44.
7 Abdüsselam Efendi’nin Mardin Tarihi, 2007, s. 4-5.
8 Süheyl Ünver: Selçuk Tababeti, s. 17.
9 Katip Ferdi: Mardin Artuklu Melikleri Tarihi, 2006, s. VIII. 10 Süheyl Ünver: Selçuk Tababeti, s. 18.
11 Age, s.20.

sağlık kurumundan bahseden tek kişi 1474 yılında Mardini ziyaret eden Venedikli bir tacir ve elçi olan Josaphat Barbaro’dur. O da Eminüddin Bimarhanesinden bahsetmemiş, Uzun Hasan’ın kardeşi Cihangir Beyin yaptırdığını söylediği bir hastanede yattığını anlatmıştır. İfadesine göre burada hastalara yemek verilmektedir. Hasta olan kişi ünlü bir kişi ise altına 100 dükadan daha değerli halılar serilmektedir12. Bu önemli tanıklık bize hastalara bakım hizmeti verilen başka kurumların da mevcut olduğu bilgisini iletmektedir.

Osmanlı Döneminde Mardin Bimarhanesi

Mardin Bimarhanesi hakkında Osmanlı öncesi dönemine ait 19 yüzyılda Ali Emirinin duyumları dışında herhangi bir belge olmamasına karşın, Osmanlı belgelerinde Şeyh Eminüddin Bimarhanesi, Bimaristan, Tımarhane gibi çeşitli isimlerle anılan bir sağlık kurumuna ilişkin somut verilere sahibiz. Her ne kadar Ali Emiri Katip Ferdi’nin eserine düştüğü dipnotlarda bu kurumun Necmeddin İlgazi’nin kardeşi Eminüddin tarafından yaptırıldığını ve ona ithafen bu kuruma Eminüddin isminin verildiğini yazmışsa da Eminüddin isminin başındaki Şeyh ünvanı bazı soru işaretleri yaratmaktadır. Acaba bu Şeyh Eminüddin ile Artuklu Emiri Necmeddin İlgazi'nin kardeşi Eminüddin aynı zat mıdır?, yoksa bu bir isim benzerliği midir? Beyliklerin hanedan mensuplarının tasavvufa merak salıp tarikat mensubu olsalar bile "şeyh" diye anılmaları pek rastlanan bir durum değildir. "Şeyh" lâkabı tarikat ehlinin veya esnaf yöneticilerinin veya ilmiyeden olanların tasavvufa süluk etmişlerinin kullandıkları bir ünvandır.
Çalışmamızda bu kurumun işleyişi Tahrir Defterleri, Evkaf Defterleri, Şeriye Sicilleri ve diğer arşiv belgeleri ışığında araştırılmaya çalışılmıştır. Burada sunulan arşiv belgelerinden bazılarını Ünver zikretmiş, onun bildirdiği belgeler metinde belirtilmiştir. Özelde Şeyh Eminüddin Bimarhanesi genelde de tababetle ilgili bilgiler açısından Mardin Şeriye Sicillerinin yüksek lisans, doktora tezi şeklinde veya Mardin İhtisas Kütüphanesi Projesi kapsamında yayımlanan transkripsiyonların 11’i, yayımlanmamış olanlardan da 8’si olmak üzere toplam 18 tanesi taranmıştır13. Özellikle bimarhanenin aktif olduğu bilinen 17. ve 18. yüzyıla ait sicillerinin pek çoğunun yanı sıra 19. Yüzyıla ait siciller de bu taramaya dâhil

12Josaphat Barbaro, çeviri ve edisyon Tufan Gündüz, Yeditepe Yayınevi, İstanbul, ikinci baskı 2009, Anadolu’ya ve İran’a Seyahat, s.53.
13 Yüksek lisans, doktora tezi olarak veya Mardin İhtisas Kütüphanesi Projesi kapsamında yayımlanmış siciller;179 (1891-1893), 183 (1889-1891), 193 (1865-1867), 194 (1863-64), 195 (1760-1766), 201 (1844-1846), 208 (1896-1897), 235 (1858-1860), 242 (1841-1844), 248(1689-1690; 1727,1729, 1746, 1747, 1588), 252 (1725- 1728; 1747-1748). Yayımlanmamış siciller; 203 (1722-1744), 227 (1751-1854), 237 (1706-1861), 241 (1774- 1782) , 247 (1756-1760), 251 (1714-1718), 259 (1598-1601), 264 (1688-1689).

edilmiştir. Bu tarama sırasında Şeyh Eminüddin Bimarhanesine ilişkin birtakım kayıtlar saptanmış olup bunlar daha ziyade bimarhanenin sağlık dışındaki hizmetleriyle ilgili personelin atamalarına ilişkin olup bir tanesi tabip atamasına ilişkindir. Bunun dışında 195 numaralı Mardin Şeriye sicilinin ilk sayfasında 1762 yılına ait Bimarhane vakfının gelir ve giderleri ile personel durumuna ait bir kayıt mevcut olup metin içerisinde bu belge hakkında bilgi verilmiştir. Bu çalışmada belgeler kronolojik sıraya uygun olarak yüzyıllara göre tasnif edilmiştir.

16.Yüzyılda Eminüddin Bimarhanesi

Eminüddin Bimarhanesine ilişkin ilk kayıtlar Tahrir Defterlerine aittir. Mardin ve yöresi evkafının ilk tahriri 1518 yılında tamamlanmış olup bu tahririn kayıtlı olduğu defter Başbakanlık Osmanlı Arşivinde Maliyeden Müdevver kısmında MM100 numarası ile kayıtlıdır14. Bu defterin 15 numaralı varağında “Mahsulât-ı Evkâf-ı Bîmâristan Vâkıf Şeyh Eminüddin” ibaresi geçmektedir15. Bildiğimiz kadarı ile adı geçen bimarhaneye dair en eski kayıt budur. Bu kayıt Osmanlı öncesi dönemde mevcut olan bir bimarhanenin varlığını kesin olarak kanıtlayan en eski belge niteliğini taşımaktadır. Önemli bir şansımızda adı geçen vakıf tahrir kaydından başka elimizde aynı döneme ait bir de mufassal tahrir defterinin bulunmasıdır ki Bimarhaneye ait kayıtları bu defterde de görüyoruz16. Bu kayıtta Şeyh Eminüddin vakfının gelir ve giderleri kaydedilmiştir ancak bu kayıt ilginç bir şekilde Mardin kadısı Mevlana Mehmed’e ait olan tımarlar başlığı altında yer almaktadır. 1518 yılındaki vakıf tahriri kayıtlarına göre Bimarhane vakfının geliri hamam kirasından 10.000, 5 adet dükkanın kirasından 260, bahçe kirasından 240, Amude karyesinin malikane geliri olan 2000 akçe ve Zevvec (?) karyesinden 5500 akçe olmak üzere toplam 18.000 akçedir17. Giderlere bakıldığında giderin tümünün Mardin kadısına “cihet- kaza” adı altında tımar olarak verildiği izlenimi edinilmektedir18. Hem bir vakıf akarının o vakıf bozulmadan tımar olarak kaydedilmesi, hem de bu tımarın bir kadıya tevcih edilmiş olması beklenen bir durum olmasa da bunun tartışmasının ayrı bir çalışmada yapılması daha uygundur. Ayrıca bu kayıtta önemli bir gelir gider dengesizliği olduğu açıktır19. Ancak bu
14 Alpay Bizbirlik, 16. Yüzyıl Ortalarında Diyarbekir Beylerbeyliğinde Vakıflar, Ankara: Türk Tarih Kurumu, 2002, s.7.
15 BOA MAD, MM100, s. 15.
16 BOA TD64, v. 283.
17 BOA MAD, MM100, s. 15.
18 BOA TD64, s. 283.
19 Gerek MM100-v.15’te, gerekse de TD64-v.283’te günde 100 akçelik bir gider gösterilmektedir. Bunun 50 akçesi Mardin kadısına ait olup diğer 50 akçenin harcama kalemi belli değildir. Ayrıca cihet-i kaza için 50 akçe ayrıldıktan sonra bu meblağ zaten tüm vakıf gelirine eşit olduğundan diğer kaleme ödenecek vakıf geliri de kalmamaktadır. Bizbirlik harcama kalemi belirtilmemiş olan günlük 50 akçeyi personel gideri olarak yorumlamakta ve sonuçta vakfın büyük bir açık içerisine düşmüş olduğunu söylemektedir;

kayıt en azından 1518 yılında vakfın herhangi bir faaliyetinin olmadığını düşündürmektedir. Kronolojik sıraya göre elimizde ikinci belge 1522 yılına ait olup Ünver tarafından bildirilmiştir. Bu kayıt tıbbi bir nitelik taşımayıp Kasım Bey medresesinde 90 akçe yevmiye ile müderris olan Mevlana Ahmet’in tahsisatının 40 akçesini Bimarhane vakfından almaktayken vakfın bu parayı alıkoyması üzerine başka bir yerden 30 akçe bulunarak eksik paranın tamamlanmasına ilişkindir20. Ünver bu belge için herhangi bir kaynak vermemekle birlikte bu belgenin Muallim Cevdetin koleksiyonundan alındığı anlaşılmaktadır, belgenin arşiv numarası belli değildir ancak Muallim Cevdet eserine belgenin bir kopyasını koymuştur21. Yine bu belgeden 1522 yılında vakfın, kendi gelirine bir şekilde sahip çıktığı ve “zabt” ettiği anlaşılmaktadır. Bunun nedenini bilemiyoruz ancak 1523 yılında gerçekten de vakfın işleyişinde ciddi bir değişiklik göze çarpmaktadır. Bu tahrirde vakfın gelirleri ile birlikte giderleri ayrıntılı olarak kaydedilmiş olup cihet-i kaza harcama kalemi kaldırılmıştır. Vakfın yıllık geliri 15.971 akçeye düşmüş olmakla birlikte cihet-i kaza’nın yerini nispeten daha düşük olan personel ve diğer vakıf giderleri aldığı için vakıf bütçesi fazla bile vermiştir. Gelirler arasında hamam kirası bir miktar artarak 11.520 akçeye, vakfa ait dükkânların sayısı 7’ye, kiraları ise 648 akçeye çıkmıştır. Bahçenin kirası 240’tan 250 akçeye çıkarken, Amude karyesinin malikâne hissesi 3553’e yükselmiştir. Buna karşılık 1518 yılında vakfa ait görülen ve geliri 5500 akçe olan Zevvec (?) karyesi ise vakıf gelirlerinden çıkarılmıştır. Yıllık geliri 200 akçe olan bir bahçe gelirler arasına eklenmiş ve sonuçta yıllık gelir 15.971 akçe olmuştur. Gider kalemleri bu tahrirde ayrıntılı olarak yazılmıştır. Tıbbi açıdan dikkat çekici olan nokta cihet-i darüşşifa adıyla günlük beş akçelik harcama kaleminin varlığıdır22. Bu bir hekimin günlük ücreti olmalıdır, zira daha sonraki yıllardaki iki tahrir kaydında aynı görev cihet-i hekim ve cihet-i tabib olarak kaydedilmiştir23. Hemen hemen aynı tarihlerde Bursa darüşşifasında yevmi sekiz akçe ile tabib olarak çalışan Muhiddin’in fevt olması nedeniyle aynı miktar maaş ile yerine Seyyid Taceddin
Bizbirlik: 16. Yüzyıl Ortalarında Diyarbekir Beylerbeyliğinde Vakıflar, Ankara: Türk Tarih Kurumu, 2002, s.310-12. Ben aynı görüşte değilim. Bir vakfın gelirinden fazla gideri olması, üstelik açık miktarın da vakfın gelirlerine eşit olması –yıllık 18.000 akçe- bu açığın nereden karşılanacağı sorusunu da beraberinde getirmektedir. Bu kayıtta bir hata olması olasılığı fazladır. 1523 yılında yapılan bir sonraki tahrirde cihet-i kaza mevcut değildir, üstelik vakfın kaydının yazılı olduğu kısma bir derkenar eklenmiş ve sehven kaza kaydolunan bir karyenin tımar kaydolunması isteği bildirilmiştir; TD, 998-v.30. Diğer bir olasılık da gelir ve giderin yanlışlıkla aynı satıra yazılması ve sonra da toplamının alınması ile ilgili olabilir. İki ayrı belgede aynı hatanın bulunmasını da birinin diğerinden kopya edilmiş olmasıyla açıklanabilir.
20 Süheyl Ünver: Selçuk Tababeti, s. 18-19.
21 Osman Ergin: Muallim M. Cevdet’in Hayatı Eserleri ve Kütüphanesi, İstanbul: İstanbul Büyükşehir Belediyesi, 2005, s. 666.
22 BOA TD998, s.30.
23 BOA, TD200, s. 798, TD 552, v. 59

isimli birinin atandığını görmekteyiz24. Diğer bir tıbbi harcama kalemi ise günde 20 akçe ile eşribe-i bimari’dir ki bunlar da bimarhanede imal edilen ilaçlar olup, bu meblağ vakıf giderlerinin neredeyse yarısını oluşturmaktadır. Diğer harcama kalemleri şu şekildedir: tevliyet 4, nezaret 1.5, kitabet 1, imamet ve te’zîn 2, ferraş 2.5, rakabe 5. Toplam gider günlük 41 akçe, yıllık ise 15.840 akçe olmakta ve bu şekilde vakıf yılda 131 akçe fazla vermektedir25. Elimizdeki bu belgelere dayanarak 1518 yılında yapılan ilk tahrirde Şeyh Eminüddin Bimarhanesinin atıl durumda olduğunu düşünmek mümkündür. Zira bu tahrirde gelirler ayrıntılı bir şekilde yazılmış olmasına rağmen vakıf görevlerinden hiç birisinden bahsedilmediği gibi vakfın tüm geliri de Mardin Kadısına verilmiştir. Aynı yıla ait bir diğer defterde ise Bimarhanenin gelir kalemlerinin hepsi Mardin kadısının tımarı olarak kaydedilmiştir. Bunun ne kadar süre devam ettiğini bilemiyoruz ancak 1522 yılında Kasımıye medresesi müderrislerinden birisinin maaşının günlük 40 akçelik kısmını Şeyh Eminüddin Bimarhanesinden alırken -ki bu meblağ vakıf gelirlerinin neredeyse %80’idir- Vakfın bu parayı artık vermediğini öğreniyoruz. 1523 yılındaki tahrirde ise artık Bimarhane’nin hekimi ve ilaç üretimi ile yeniden sağlık kurumu hüviyetini elde ettiği anlaşılmaktadır. Osmanlı yönetimine geçtiği zaman muhtemelen bir süredir atıl kalmış olan bu kurumun kısa zamanda işlevini tekrar kazanmış olduğu görülmektedir.

1540 yılında yapılan mufassal tahrirde vakfın iki ana gelir kaynağı olan hamam ve Amude karyesinin malikâne hissesi yerini korurken bahçe ve dükkânlarda küçük değişiklikler olmuş ancak nihai olarak vakıf gelirleri 17.035 akçeye yükselmiştir26. Harcama kalemleri hemen hemen aynıdır, cihet-i darüşşifa ibaresi yerine cihet-i hekim gelmiştir, yevmiye yine günlük beş akçe, cihet-i eşribe günlük 20 akçedir. Yıllık gider 14.760 akçe olup kurum 2.275 akçe ziyade vermiştir. Aynı tahrir defterinin farklı bir sayfasında ise bimarhanede çalışan bir hekime rastlıyoruz27. Bu kişi Babü’l-Hammara mahallesinde oturan Vehib bin Hekim isimli şahıstır. Bu kişi Mardin Bimarhanesinde hekim olarak görev yaptığını tespit edebildiğimiz ilk kişidir.

1564 yılında yapılan tahrirde vakfın gelir kaynakları temelde aynıdır ancak gelirler 21.613 akçeye yükselmiştir, giderler ise 15.300 akçedir, vakıf 6.313 akçe fazla vermiştir. Hekim ve Eşribe kalemleri aynen korunmakla birlikte vakıfta yevmiyesi iki akçe olan ikinci bir hekimin de görev aldığı dikkati çekmektedir. Ayrıca vakıfta

24 Osman Çetin: Bursa Yıldırım Darüşşifası (Bursa Mahkeme Sicillerine Göre), İstanbul: Göz Nurunu Koruma Vakfı, 2006, s. 94; Bursa Şeriye Sicilleri, A 35/35, 391b.
25 BOA TD998, s.30.
26 BOA TD200, s.798.
27 BOA, TD200, s. 498; Nejat Göyünç, 16. Yüzyılda Mardin Sancağı, Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1996, s. 116.

bir de mimar görevlendirilmiştir28. Vakfın tıbbi işlevini geliştirerek devam ettirdiği görülüyor. Elimizde Şeyh Eminüddin Bimarhanesi vakfının kayıtlarını içeren 16. yüzyılın son çeyreğine ait olduğu düşünülen iki defter daha vardır.29 Bu defterlerden ilki Arşivde MAD 4540 olarak kayıtlı olup bu defterde vakıfların yıllık ve günlük giderleri ile vakıfta görevli personel sayısı mevcuttur. Buna göre Bimarhane vakfının günlük gideri 37 akçe, yıllık gideri 13320 akçedir, personel sayısı da 11’dir 30. İkinci defter ise Arşivde MAD 7457 katalog numarası ile kayıtlı olup bu defterde ise sadece günlük ve 6 aylık giderler yazılı olup günlük gider 36.5 akçe 6 aylık gider ise 6570 akçedir (yıllık 13.140) 31. On Altıncı yüzyıl sonuna doğru giderlerde bir miktar azalma dikkati çekmektedir, fakat bu döneme ait gelirler ile personelin durumuna ilişkin elimizde belgelere yansımış olan bir veri yoktur.

17. Yüzyılda Eminüddin Bimarhanesi
Onyedinci ve 18. yüzyıllarda tahrir işleminin nadiren yapılması nedeniyle Eminüddin Bimarhanesinin gelir, gider ve personel durumuna ilişkin ayrıntılı bilgi edinebileceğimiz kaynaklardan mahrum kalıyoruz. Özellikle 17. Yüzyıla ait veriler oldukça azdır. Bu az sayıdaki verilerden ilki Ünver’in sunmuş olduğu bir belge olup 1679 yılına ait bir arzdır 32. Ünver bu belgenin Başvekalet Arşivinde hususi bir dosya olarak bulunduğunu zikretmiş ancak arşiv numarası hakkında bilgi vermemiştir. Önemli olması nedeniyle bu arzın trankskripsiyonu aşağıda verilmiştir: 33

“S’aâdetlü ve merhametlü Sultânım hazretleri sağ olsun.
Kâsaba-i Mardinde vâki’ Şeyh Emînüddin Bimârhânesinde yevmî beş akçe vazîfeye ile tabîb olan Mehmed fevt olmağla tabâbeti bu d’aîlerine tevcîh ve mâliye tarafından berât-ı şerîf verilmekle merhametlü Sultânımdan mercûdur ki elimde olan mâliye berâtı mûcebince tabâbet-i mezbûre bu d’aîlerine zabt etdirilüb divânî ve ‘askerî tarafından m’uzırlar (?) olur ise müdâhale olunmaya diyü Diyarbekir Beylerbeyi ve Kâdısına zabtı içün emr-i âlî rica olunur. Bâkî fermân Sultânımındır.”

Ed-d’aî el fakîr Seyyid Hüseyin Müftîzâde Evasıt-ı Receb sene (10)90
28 Bizbirlik: 16. Yüzyıl Ortalarında Diyarbekir Beylerbeyliğinde Vakıflar, Ankara: Türk Tarih Kurumu, 2002, s.310-12.
29 Bizbirlik: 16. Yüzyıl Ortalarında Diyarbekir Beylerbeyliğinde Vakıflar, s.7-8.
30 BOA, MAD 4540, s. 9.
31 BOA, MAD 7457, s. 5.
32 Süheyl Ünver: Selçuk Tababeti, s. 19. 33 BOA, İE.SH. , 41.

Aradan yüzyıldan uzun bir zaman geçmesine rağmen tabip ücreti hala 5 akçedir. Buna mukabil dilekçe veren Müftizade Hüseyin’in beyanından anlaşıldığı üzere bu görev için ciddi bir mücadele vardır ve elinde berat olmasına rağmen Hüseyin bu vazifenin elinden alınacağından endişe etmekte ve durumunu sağlama almak için Sultandan Diyarbakır Beylerbeyine ve Kadısına emir vermesini rica etmektedir. Aslında bu endişesi hiç de yersiz değildir, zira bu tarihten yaklaşık 9 yıl sonra 1688 yılında Şeriyye siciline işlenmiş bir Berat kaydında bu görevin bir şekilde Ebubekir’e geçmiş olduğunu, bundan dolayı Müftizade Seyid Hüseyin’in Padişah’a şikayet dilekçesi verdiğini, Ruus-ı Humayun kayıtlarına bakıldıktan sonra Seyid Hüseyin’in haklı bulunarak kendisine berat verildiğini görüyoruz34. Dikkatimizi çeken bir diğer nokta da Seyid Hüseyinden beratta Mevlana diye bahsedilmesi ve kendisi hakkında “zîde fazlihu” ibaresinin kullanılmasıdır. Buradan Seyid Hüseyinin ilmiye sınıfından olduğu anlaşılmaktadır. Bu olayın devamını Ünver’in sunmuş olduğu bir diğer belge grubunda takip edebiliyoruz. Bu belgeler Osmanlı Arşivinde, Cevdet Sıhhiye tasnifi 848 numarada kayıtlı olup biri arzuhal diğeri ikisi berat olmak üzere 3 belgeden oluşmaktadır. Her ne kadar Ünver bunların önemli kısmının çürümüş olduğunu söylese de bunlarda bir miktar yırtılma görülmekle birlikte belgeler okunabilir durumdadır. Bunlardan birincisi tababet ve kitabet için arzuhal, diğer ikisi de birisi tababet diğeri de kitabet için verilmiş beratlardır. Bunlardan en eski tarihli olanı Ebubekir’e yevmi iki akçe ile kitabet tevcihi olup 1103 Hicri tarihini taşır35. İkincisi 1106 Hicri tarihli olup yine Ebubekire yevmi beş akçe vazife ile tabiplik tevcih beratıdır36. Bu durumda Ebubekir tababet görevini yaklaşık 5 yıl sonra tekrar eline geçirmiştir. Arzuhal ise 1712 (1123 Z) tarihine ait olup, Ebubekirin yaşlanması nedeniyle tababet ve kitabet görevlerinin oğluna verilmesi isteğini dile getirmektedir37.
17. yüzyılın sonlarında Eminüddin Bimarhanesine ilişkin birkaç kayda Hurufat defterlerinde rastlıyoruz. Ancak bunlarda Eminüddin Bimarhanesine ait bilgiler sınırlı ve yüzeyseldir. Vakfın ismi 17. yüzyılın sonlarında (1692-93) bir hurufat defterinde geçmektedir. Burada Eminüddin Mescidi’nde yevmi iki akçe ile imam, bir akçe ile müezzin, iki akçe ile mimar ve seraydar atamasına dair kayıtlar vardır38.

18. Yüzyılda Eminüddin Bimarhanesi
18. yüzyılda Hurufat defterlerinde Eminüddin Vakfına ait kayıtlara sıkça rastlanmaktadır. Burada dikkatimizi çeken önemli bir nokta Bimarhanenin, Şeyh
34 264 numaralı Mardin Şeriye Sicili, s. 82. 35 BOA, C.SH., 848.
36 BOA, C.SH., 848.
37 BOA, C.SH. ,848.
38 VGM, 1098, s.221.

Eminüddin Mescidi, Bimaristan Mescidi, Tımarhane Mescidi, Şeyh Eminüddin Tımarhanesi Camii, Şeyh Eminüddin Bimarhanesi, Eminüddin Zaviyesi gibi farklı farklı isimlerle anılmasıdır. Bu kayıtlarda vakıf görevlilerinin beratlarının tecdidine veya vefatları nedeniyle yerlerinin başkalarına tevcihine dair bilgiler vardır. Bu görevliler; mütevellî, cabî, ferrâş, nâzır, müezzin, cüzhân ve bevvâbdır. Bu kayıtlarda dikkatimizi Bimarhaneci olarak tanımlanan bir görevlinin varlığı çekmektedir. Günlüğü bir akçe olan bu görevlinin bir hekimden ziyade yardımcı sağlık personeli olması muhtemeldir. Yukarıda sözü edilmiş diğer görevlilerin günlükleri 1 ile 5 akçe arasında değişmekteydi39. Yine 1784 yılına ait bir hurufat defterinde vakfın ismi bu sefer Eminüddin Zaviyesi olarak geçmekte olup Bimarhanede çeşitli görevliler zikredilmesine rağmen tabipten bahsedilmemektedir40. 1795 yılına ait diğer bir defterde Vakfın ismi Şeyh Eminüddin Zaviyesi Evkafı olarak kaydedilmiş olup, yine görevliler arasında bimarhaneci sayılmaktadır41. Vakfın işleyişi ile ilgili kayıtlardan birisi 1727 yılına ait olup imam atamasına ilişkindir. Yevmi iki akçe vazife ile imam olan İbrahimin vefat etmesi üzerine yerine vakıf şartlarına aykırı olarak üç akçe günlük ile Şeyh Ali isimli birinin bu göreve geldiği, ancak vakfın zarara uğraması nedeniyle vakfın mütevellisi Abdullah tarafından bu görevin yine günlüğü iki akçe olmak üzere Ahmet’e verildiğinden bahsedilmektedir.42 Bu maaşın 16. yüzyıldaki ile aynı olması dikkat çekicidir.

Tababete ilişkin elimizde bulunan bir diğer belge grubu 1792 yılına ait olup Şeyh Eminüddin Tımarhanesine tabip ve kâtip atanmasına ilişkin birer arzuhalden oluşmaktadır43. Feyzullah halifenin vefatı üzerine onun uhdesinde olan katiplik ve tabiplik görevlerinin erbâb ve evlâd-ı vâkıftan Esseyyid Mehmede verilmesinin talep edildiği bu arzuhalde tabiplik görevi yine günde 5 akçe ve katiplik görevi de günde iki akçedir. Yukarıda bahsi geçen arzuhallerin ikisinin derkenarlarında fevt olan Feyzullah halifenin daha önceki atamasına ait bilgiler yer almaktadır. Buna göre Feyzullah halife 1744 yılında Seyyid Mustafa’nın feragat etmesi üzerinde tabiplik görevini üstlenmiştir44. Aynı kişi 1782 yılında El Hac Hüseyin Efendiden boşalan göreve kâtip olarak getirilmiştir. Bu belgedeki derkenardan Feyzullah halifenin aynı zamanda vakfın mütevellisi olduğunu öğreniyoruz. Tabiplik görevinin bir vakıf mütevellisine, önceki tabibin oğluna ya da evladı vakıftan

39 VGM, 1157, s.152-157.
40 VGM, 1151, s.15.
41 VGM, 562, s.54-58.
42 252 No’lu Mardin Şeriye Sicili Belge Özetleri ve Mardin: Editörler: Ahmet Kankal, Kenan Z. Taş, İstanbul: Mardin İhtisas Kütüphanesi, 2006, s.26.
43 BOA, C.SH. , 772, 1317. 44 BOA, C.SH. , 772, 1317.

birlerine tevcih edildiği görülmektedir. Kayıtlarda dikkati çeken konu, bir görev vefat nedeniyle boşaldıysa o görevin vefat edenin oğluna tevcih edilmesidir. Eğer başkasına tevcih ediliyorsa mutlaka vefat edenin “bila veled fevt” olduğu ibaresi yazılmaktadır. Feyzullah’ın “bila veled fevt” olmasının vurgulanması bu tür vakıf görevlerinin öncelikle görev sahibinin oğluna tevcih edildiğini, eğer oğlu yoksa “evlâd-ı vâkıf” dan birine verildiğini göstermektedir. Bir Şeriye Sicilinde Eminüddin Bimarhanesinin 1762 yılındaki muhasebe kaydına tesadüf edilmiştir45. Vakfın geliri Bimarhane hamamı kirası 90 kuruş ve Amude karyesinin mahsulatının dörtte bir hissesi olan 90 kuruş olmak üzere toplam 180 kuruştur. Burada dikkati çeken bir özellik vakıf görevlilerinin iki başlık altında toplanmış olmasıdır. Birinci gruptaki görevliler vezâifü’l usûl başlığı altında yazılmış olup bu görevliler müderris, imam, müezzin, türbedar, ferraş ve nazırdır. İkinci gruptaki görevliler ise vezâifü’l fürû’ min rütbeti’l sâniye başlığı altında yazılmıştır. Bunlar arasında tabib-i evvel ve tabib-i sani de bulunmaktadır. Tabib-i evvel’in günlüğü iki akçe olarak yazılmıştır. Tabib-i sâni’nin günlüğünü tespit edemiyoruz çünkü bu görevli aynı zamanda cibayet görevini de üstlenmiş olup iki görevin maaş toplamı günlük 7 akçedir. Burada iki tabiplik kadrosunun devam ettiği görülmektedir46. Vakıf görevlileri arasında yapılmış olan ayırımın neye göre yapıldığı net değildir. İlk sırada kayıtlı olanların asıl vakıf görevlileri olduğu, ikinci sırada fürû olarak tanımlanan görevlerin ise vâkıfın soyundan gelenlere ödenen paralardan ibaret olduğu düşünülebilir.

19. Yüzyılda Eminüddin Bimarhanesi

Vakıf Muhasebe defterlerinde vakfın kaydını saptayabildiğimiz 491–2 numaralı defterde Vakıf görevlilerinin 1742–1854 (1155–1271 h.) yılları arasındaki halef selef kayıtlarını görmek mümkündür. Yer yer silinmiş ve zor okunabilen bu sayfada ölüm veya görevi kendi isteği ile bırakma nedeni ile görev değişikliklerine ait kayıtlar mevcuttur. Buradaki tevcihlerde görevin daima ölen ya da görevi bırakan kişinin oğluna verilmesinin arzu edildiği görülüyor. Eğer görev başkasına veriliyorsa kişinin “bila veled fevt” olduğunu vurgulanması veya “bila veled fevt olduğu vaki ise” şeklinde ibare olması bu duruma işaret etmektedir. Bu belgede adı geçen görevliler ise; mütevelli, katip, imam, ferraş, müezzin, mimar gibi görevlilerdir47. Hurufat defterlerinde ve Muhasebe defterlerinde sadece görevliler ve yevmiyeleri ile ilgili bilgiler vardır, ne yazık ki vakfın işlevini anlamamıza yardımcı olacak gelir ve giderlere ait bilgiler mevcut değildir.
45 195 numaralı Mardin Şeriye Sicili, v. 1.
46 195 numaralı Mardin Şeriye Sicili, v. 1.
47 VGM, 491-2, Diyarbakır Muhasebe, s. 242.

Vakfın 19. yüzyılda mülhak hale gelerek Evkaf Nezaretine bağlandığını biliyoruz, ancak bunun tam zamanını tespit edemiyoruz. Daha Evkaf Nezareti kurulmadan önce 1807 yılında ferraş Abdullah’ın atanmasında Evkaf Müfettişi Mehmet Sadık Efendi’nin söz sahibi olduğu görülmektedir48. Demek ki daha Evkaf Nezareti kurulmadan vakıflar üzerinde tasarrufta bulunma yetkisi olan görevliler mevcuttur. 1837 yılından başlayarak artık atama kayıtlarında Evkaf Nazırlarının adı geçmektedir49. Ünver Selçuk Tababeti eserinde, vesikalarda vakfın mülhak olduğunu gördüğünü, vakfın mülhakatta çok zengin olduğunu, varidatın mahalli sarfının geniş olduğunu yazmış ama bu bilgilere kaynak vermemiştir50.
Tespit ettiğimiz 1850’li yıllara ait bir evkaf defterinde Eminüddin Vakfının 8 yıla ait (1270-1278 arasındaki 8 yıl-1276 hariç) vakıf gelirleri ayrıntılı olarak yazılıdır51. Gelirler arasında ilk dikkati çeken 4 karyenin dörtte bir hissesinin vakfın gelirleri arasında en önemli kısmı oluşturduğudur. Bu karyelerden biri eskiden olduğu gibi Amude karyesidir ve buna 3 karye daha eklenmiştir. Buna ek olarak hamamdan elde edilen kira geliri vakfın gelirinin diğer kısmını oluşturmaktadır. Ünver’in işaret ettiği gibi vakfın gelir kaynaklarının artmış olduğu görülmektedir. Ancak bu tarihte vakfın uzunca bir zamandan beri mülhak olduğunu unutmamak gerekir. Vakıf mülhak olduğu zaman mı zengindir, yoksa mülhak olduktan sonra mı gelir kaynakları artmıştır, bunu tespit etmek elimizdeki belgelerle mümkün görünmüyor.
Vakfın hicri 1270 yılındaki geliri karyelerden 1764 kuruş ve hamamın yıllık kira gelirinden 60 kuruş olmak üzere 1824 kuruştur.52 Giderlere bakıldığında ilk dikkati çeken özellik giderlerin gelirlere göre az olmasıdır. 1824 kuruşluk gelire karşılık gider 626 kuruştur ve vakıf 1198 kuruş fazla vermiştir. Gider kalemleri vakıf görevlilerine ödenenler ve diğer masraflar olmak üzere aşağıda verilmiştir:
- Vazîfe-i müfettişlik
- Vazife-i tevliyet
- Vazife-i muallim-i sıbyan
- Vazife-i ders-i ‘âmm
- Vazife-i nezaret, hitabet ve imamet
48 VGM, 491-2, Diyarbakır Muhasebe, s. 242.
49 A.g.e.
50 Süheyl Ünver: Selçuk Tababeti, s. 19.
51 BOA, EV.d. , 13011, v. 34, 66, 94, 136, 137, 144, 154, 155. 52 BOA, Ev.d., 13011, v. 66.
15 kuruş (yevmiye 5 akçe)
12 kuruş (yevmiye 4 akçe)
18 kuruş (yevmiye 6 akçe)
45 kuruş (yevmiye 15 akçe) 25.5 kuruş (yevmiye 8.5 akçe)

Vakıf görevlilerine ödenen ücret toplamı yıllık 115.5 kuruş ve günlük 38.5 akçedir. Hicri 1270 yılı muhasebe kaydında hekimlik ya da tababete ait bir kayıt yoktur. Bu kayıtlardan anlaşıldığı kadarıyla, bu tarihlerde “bimarhane” işlevi ortadan kalkmış görünüyor. Sonra tekrar mütevelli aileden “tabib” özelliği olan birisi çıkınca, vakfiyede tanımlanmış “tabib” görevi/maaşı tekrar karşımıza çıkıyor. Aslında, bu kurumda tabipin bütün o asirlar boyunca bir görünüp bir kaybolmasının bir izahı da bu olabilir.

Vakfın diğer giderleri de şu şekildedir:
207,5 kuruş
303 kuruş
için düşülen notta şunlar yazılıdır:53 “Masârıfât-İ sahîha-i vakf ba‘de'l-ihrâc ber-mûceb-i lâyiha-i seniyye binde iki yüz
maâş-ı muharrer ve harc-ı muhâsebe
303 guruş
242.5 maaş
060.5 harc

İbarede binde iki yüz denilmesine rağmen bu kayıtta toplam gelirin %30’luk bir kısmının hazine için kesilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Bir diğer dikkat çekici durum hamamın senelik kirasının 60 kuruş olmasıdır. İlk yapılan tahrir olan 1518 tahririnde bile yıllık geliri 10.000 akçe ile vakfın en büyük kalemini oluştururken aradan geçen 350 yıla yakın süreden sonra hamamın yıllık kira gelirinin hala 60 kuruş olması (60 x 120 = 7200 akçeye denk geliyor) bu hamamın pek aktif bir işletme olmadığını düşündürüyor. Beş yıllık muhasebe kayıtlarında hamam kirası değişmeden kalmıştır. Beş yıllık dönemde karye gelirlerinin ciddi boyutlarda arttığı görülmektedir. Örneğin Amude karyesinin geliri hicri 1270’te 934 kuruşken, 1273 senesinde 1509 kuruş54, 1275 senesinde ise 3894 kuruşa yükselerek 5 yıl içince dört katına çıkmıştır55. Diğer karyelerde de aynı süre içinde 3 ile 4 kat artış olmuştur. Hazine payı ise diğer yıllarda hemen hemen gelirden beşte bir oranında alınmış ve doğal olarak bu miktar da giderek artmıştır. Muhasebe kayıtlarında hemen hemen hiç değişmeyen diğer kalem ise görevlilerin maaşlarıdır. Beş yıllık muhasebe kayıtlarının dördünde görevliler arasında tabip yokken, 1275 yılına ait kayıtta “vazife-i tabib ve kitabet” Ahmet bin Şehmus adlı kişinin tasarrufundadır ve günlük

53 BOA, Ev.d. , 13011, v. 66.
54 BOA, Ev.d., 13011, v. 136-137. 55 BOA, Ev.d., 13011, v. 154-155.
Camii giderleri
Hazineye giden kısım
Hazineye giden kısım

7 akçedir56. Ama bu durum oldukça kısa sürmüş olsa gerektir ki 1277 ve 1278 senelerindeki vakıf muhasebe kayıtlarında Ahmed Efendi diye birinin varlığını görülmekle birlikte bu kişinin tasarrufunda bulundurduğu cihetler katiplik ve hatipliktir, tababet bahsi geçmemektedir57. Maaş miktarı da aynı olduğu için bu iki kaydın aynı kişiye ait olması muhtemeldir ancak artık tababet cihetini tasarruf etmemektedir. Arşivdeki iki adet belgeden 1275 yılında Mardin Meclisi tarafından Mekteb-i Tıbbiye’den bir tabip istendiğine ve Sadaret tarafından da maaşı ahalice karşılanmak üzere Mardin’e bir tabip gönderilmesine onay çıktığını öğreniyoruz58. Bu yıllardan itibaren sağlık hizmetlerinin artık merkez tarafından atanan Memleket Tabipleri tarafından yürütüldüğünü biliyoruz59. 1277 ve 1278 yıllarındaki muhasebe kayıtlarındaki en önemli değişiklik vakfın gelir kaynağı olan 4 karyeden üçünün gelirlerinin sıfır olarak kaydedilmesi ve Amude karyesinin gelirinin sadece 100 kuruş olmasıdır60. Kayda düşülen derkenardan bu bölgelerin çekirge istilasına maruz kaldığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle 1275 yılında 6678.5 kuruş olan gelir 1278 yılında sadece 160 kuruş olmuş ve vakıf bu yıl giderlerini karşılayamamış, 350 kuruş açık vermiştir.
Vakıfla ilgili taradığımız sicillerde karşımıza çıkan diğer bir kayıt 1309 (1892) tarihine aittir. Bu kayıtta ulemadan Hacı Ahmed Efendi bin Seyh Musa Efendi bin Mehmed Efendi’nin Eminüddin Timarhanesi’nin mal sandığından almış olduğu 30.570 kurus 20 parayı atanmış olan mütevelliye vermesi icin Hacı Ahmed Efendiden istendiği bilgisi yer almaktadır61. Bu kayıttan 20. yüzyılın başlarına kadar vakfın hukuki varlığını devam ettirdiği anlaşılmaktadır. Ancak gelirlerine el konulan ve faaliyet göstermeyen bir vakıf olduğu düşünülebilir. Tarayabildiğimiz sicillerde yukarıda verilenlere benzer tarzda birkaç tane daha kayıt vardır, ancak bunlar tababete ilişkin değildir. Mevcut Mardin Şeriye sicillerinin en eskisinin 17. yüzyıl başına ait olması nedeniyle Eminüddin Bimaristanı’nın en aktif olduğunu düşündüğümüz 16 yüzyıla ait sicillerden veri çıkarma şansımız yoktur. Diğer yüzyıllara ait Şeriye Sicillerinin çoğunun transkripsiyonlarının mevcut olmaması tabiatıyla tek bir vakfı ilgilendiren bu denli spesifik bir konuda tarama yapılmasını zorlaştırmaktadır.

56 BOA, Ev.d., 13011, v. 154-155.
57 BOA, Ev.d., 17171, v. 6; Ev.d., 17509, v. 7.
58 BOA, A. MKT. MHM, 21, 36.
59 C, G, İlikan-Rasimoğlu, Taşrayı İyileştirmek: 19. Yüzyıl Osmanlı İmparatorluğunda Memleket Hekimleri, Lokman Hekim Journal, 2013, 3(1); s. 1-6.
60 BOA, Ev.d., 17509, v. 7.
61 183 No’lu Mardin Şeriye Sicili Belge Özetleri ve Mardin: Hazırlayanlar: Ahmet Kankal, İbrahim Özcoşar, Hüsyin Haşimi Güneş, Veysel Gürhan, İstanbul:Mardin İhtisas Kütüphanesi, 2007, s.77.

Eminüddin Bimarhanesi Vakfı’na ilişkin sunacağımız son belgeler 20. yüzyılın ilk yıllarına ait bir evkaf defteridir. Burada 1908-1911 yıllarına ait kayıtlarda hitabet, imamet ve muallim-i Sıbyan görevlerinin tevcihine ait bilgiler mevcuttur.62 Son olarak 1327 (1911–12) yıllarına ait Evkâf-ı Hümâyun Nezareti bütçesi için hazırlanan bir mazbataya göre, sözkonusu vakıftan geriye yalnızca “Eminüddin Cami-i Şerifi” kalmıştır. “Memur ve mürtezikası ve vakfı mevcud olmayanlar” başlığı altında kaydedilen bu camiye hiç bir gelir ve gider kaydedilmemiştir 63.

Aradan geçen 300 yıla karşılık cihetlerin ücretlerde ciddi bir artış olmaması konusu ilgi çekicidir ve üzerinde düşünmeyi gerektirmektedir. 1523 yılında bir tabibin günlüğü 5 akçe iken 269 yıl sonra da bu ücretin hala aynı olduğu görülüyor. Acaba bu miktarlar gerçek bir maaş olmasından başka anlamlar mı ifade etmektedir? Daha geç bir tarihte, 1820 yılında Hassa etıbbasından olan Seyid Mehmedin 10 akçelik bir vazifeyi tasarruf ettiğini görüyoruz ki bu meblağ o tarih için oldukça düşüktür64. Zira yaklaşık 200 yıl önce Hassa Etıbbasının 1633 yılındaki maaşlarının günlüğü 40-50 akçe arasında değişmekteydi65. Ücretlerin merkezi devletten maaş olarak değil de vakıftan herhangi bir cihetin tasarrufu yoluyla ödendiği durumlarda miktarların vakfiyelerde belirtildiği şekilde belgelerde sürekli olarak aynı şekilde yazıldığı düşünülebilir. Zira hemen tüm vakıf görevlilerin vazifelerinin de yüzyıllar içinde pek fazla değişmediği göze çarpmaktadır66. Üç yüzyıl içindeki paranın değer kaybı düzeyine bakılırsa bu ücretlerin aktif bir hizmet karşılığı olma olasılığının zayıf olduğu pekala düşünülebilir. Darüşşifadan medreseye tahvil edilmiş olan Divriği’ndeki “Medrese-i Kübra” ‘nın 1869-70 yılı vakıf muhasebe kayıtları incelendiğinde gerçekten de görevlilerin hem reel maaşları hem de akçe cinsinden yevmiyeleri bir arada verilmiştir. Örneğin müderris için yevmi 3 akçe yazılıyken maaşı 1742 kuruş 21 paradır ki bu miktarların arasında 200 kat fark vardır. Bu kayıt dikkatli bir şekilde incelendiğinde görevlilerin yevmi 3 akçe ile iki müderris, yevmi 2 akçe ile bir cüzhan ve yevmleri birer akçe ile 2 fakih, 2 mütevelli, bir ferraş olduğu görülür. Müderrisin maaşı 1742 kuruş 21 para, cüzhanın maaşı 1161 kuruş 36 para ve diğerlerinin maaşı ise 580 kuruş 36 paradır ve görevlilere ödenen toplam maaş 7551 kuruştur.67 Görevlilerin akçe cinsinden toplam yevmiyeleri 13 akçedir. Burada bu 13 akçenin maddi bir para değerini ifade

62 VGM, 159, Diyarbakır 12/1, 176-1426.
63 Evkâf-ı Hümâyun Nezâreti’nin 327 Senesi Bütçesine Merbud Esbab-ı Mûcibe Mazbatasıdır, İstanbul: Matbaa-i Amire, 1327, s. 293.
64 BOA, C. SH. 466.
65 BOA, KK, 3400, s. 92-93; Osmanlılarda Sağlık, editörler: Coşkun Yılmaz, Necdet Yılmaz, İstanbul:Biofarma, 2006, Cilt II, s. 139.
66 BOA, C..EV.. , 12022; 1848 yılında yevmi yarım akçe ile imamet ve hitabet tevcihi.
67 BOA, EV.MH. no. 1621, s. 226. Bu belge Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivinden alınmıştır.

etmediği sadece vakıf görevlerine maaş olarak ayrılan kısmın 13’e pay edilerek, herkesin alacağı miktarın yevmiyesine göre hesaplandığı anlaşılmaktadır. Zaten bu muhasebe kaydına düşülen bir notta da bu yöntem tarif edilmekte ve bunun eskiden beri kullanıldığı belirtilmektedir:

“Beher sene vâridâtından mürettebât-ı hazîne tenzîl kılınarak kusûr fazlası ber- mûceb-i teâmül on üç sehim i‘tibârıyla ehl-i vezâ’ife taksîm olunageldiği..” 68
Böylece müderris görevlilere ayrılan maaşın 13te üçünü, cüzhan 13’te ikisini diğer görevliler ise 13’te birini almış olmaktadırlar. Bu görüşümüzü bir sonraki yıla kayıt doğrulamaktadır. Bu kayıtta vakfın geliri 8630 kuruştan 4195 kuruşa düşünce gelirler de aynı oranda düşmüş ve müderris maaşı 1742 kuruştan 726 kuruşa gerilemiştir69. Ondokuzuncu yüzyılın ortalarında artık vakıf kayıtlarında akçe ve yevmiye ibaresinin yerini yavaş yavaş sehm ve hisse almaktadır. Görevler bir kaç kere hisseye bölünebilmektedir:
“Nezâret-i Evkaf-ı Hümâyûn-ı Mülûkâne'ye mülhak evkafdan Divriği'de vâki‘ Medrese-i Kübrâ Vakfı'ndan almak üzere vazîfe-i mu‘ayyene ile rub‘dan nısf hisse müderrislik cihetine mutasarrıf olan es-Seyyid Süleyman Efendi...” 70 Bu şekilde belgelerde maaşların değişmemesi durumuna açıklık getirilmiş olmaktadır. Ancak bu sistemin ne zaman işlerlik kazandığını ortaya koymak ayrı bir çalışmanın konusudur.

Tartışma ve Sonuç

Bu çalışmada Şeyh Eminüddin Bimarhanesine ait mevcut bilgiler gözden geçirilmiş ve yeni belgeler de eklenerek bu kurumun faaliyetleri 20. yüzyıl başına kadar takip edilmiştir. Ünver’in kaynak olarak verdiği Abdüsselam Efendi’nin Ümmü’l İber isimli eseri ile Kâtip Ferdi’nin Artuklu Emirleri Tarihi isimli eserlerde, Ünver’in öne sürdüğünün aksine bu Bimarhane ile herhangi bir bilgi mevcut değildir. Abdüsselam Efendi sadece Maristan adında bir şifalı su kaynağı ile bir Camiden bahsetmiştir. Kâtip Ferdi’de ise Bimaristana dair tek bir kelime yoktur, bu eseri yayınlayan Ali Emiri, koyduğu dipnotlarda Bimarhaneden kısaca bahsetmiş ve bu yapının harap olduğunu belirtmiştir. Dolayısıyla Bimaristan isimli bir sağlık kuruluşundan ilk bahseden kişi 19. yüzyılın sonlarında Ali Emiridir. Bu kuruluşun vakfiyesi ve kitabesi elde yoktur, bunlara ait herhangi bir bilgi de elimize geçmemiştir. Ancak Osmanlı Belgeleri incelendiğinde bu kurum çeşitli adlarla sıkça karşımıza çıkmaktadır. Bu konudaki ilk yazılı bilgiler 1518 yılına ait olan tahrir 68 a.g.e. 69 BOA, EV.MH. no. 1621, s. 235. 70 EV. MH, 1038, s.7 defterinde mevcuttur. Daha sonra yapılan 1523, 1540 ve 1564 tahrirlerinde bu vakfın gelir ve giderleri ayrıntılı olarak yazıldığı için burada hekim istihdam edilmiş olduğunu anlıyoruz. Hekimin günlüğü beş akçedir. Ayrıca eşribe-i bimari isimli bir gider kaleminin varlığından burada hastalar için bir çeşit ilaç hazırlandığı anlaşılıyor, bu giderin miktarı günlük 20 akçeye eşit olup, günlük vakıf giderlerinin yarısını oluşturmaktadır. Ancak bunun dışındaki giderler imam, müezzin, katip gibi görevlilerin maaşlarına ait olup örneğin yemek için herhangi bir gider kalemi görülmemektedir. 1564 yılı tahririnde ise, bu kurumun sadece bir hekimle idare edildiğini söyleyen Ünver’in aksine, burada ikinci bir tabipin istihdam edildiğini görmekteyiz. Ancak daha sonraki yüzyıllarda bu bölgede sistematik tahrir yapılmamış olması nedeniyle vakfın işleyişini takip etme fırsatına sahip değiliz. 17. ve 18. yüzyıllarda bazı Hurufat defterlerinde Eminüddin Bimarhanesine ait kayıtlara rastlıyoruz, ancak bunlar sadece vefat ya da feragat nedeniyle boşalan kadrolara yapılan tevcihlerdir. Vakfın yer yer “Eminüddin Mescidi, Eminüddin Zaviyesi, Eminüddin Cami-i Şerifi” gibi isimlerle de kayıtlara girdiği görülmüştür. 19. yüzyılın ikinci yarısından sonra evkaf defterlerinde yeniden vakfın gelirlerini ve giderlerinin ayrıntılarını görebilme fırsatını buluyoruz. Vakfa bağlı köylerin sayısının birden dörde çıktığı, vakfın gelirlerinin arttığı görülmektedir, ancak tıbbi bir işleve ilişkin herhangi bir bilgi yoktur.

Ünver’in Selçuk Tababeti isimli eserine önsöz yazan Adnan Adıvar ve Mükrimin Halil Yinanç bu eserin yanlış ve eksiklerden hali olmadığını, ilerideki çalışmalar için ancak bir rehber olabileceğini belirtmişlerdir71. Yine yazarın kendisi de aynı konuda şöyle demiştir:

“Selçuklular tababeti hakkında bu denemenin ileride yapılacak tetkiklere temel taşı olmasını temenni ederim. Lakin temel taşı hiçbir zaman bina demek değildir. Onsuz bina kurulamaz. Eserimiz bu temele bir taş mahiyetinde bile olsa yine memnun oluruz. Biz Selçuklu tababetine dair bir temel bulsaydık şüphesiz bir kat ilavesine çalışırdık. Onun için bu eseri okuyanlar, noksan olduğunu görenler yalnız bunu söylemekle kalmamalı, o noksanı da lütfen kendileri tamamlamalıdır.”

Tüm Selçuklu Tababeti için olmasa da en azından Mardin’deki Bimarhane için bizim yapmaya çalıştığımız aynen Ünver’in işaret etmiş olduğu şeydir. Ünver dönemin milliyetçi havası içinde büyük bir gayretle belge taramasına girişmiş ve tababetle ile ilgili sınırlı sayıda belgeyi ilk defa bir araya getirmiştir. Daha sonraki yıllarda konu ile ilgili makalelere rastlanmakla birlikte bunların Ünver’in sunduklarına herhangi bir katkı yapmadan onun ortaya koyduklarını
71 Süheyl Ünver: Selçuk Tababeti, s. XV-XVII.

tekrarlamaktan öteye gitmedikleri görülmektedir. Hatta bazı durumlarda Ünver’in, döneminin milliyetçi atmosferi içinde dahi söylemediği şeyler Mardin Bimarhanesi için söylenmiştir. Buna bir örnek vermek gerekirse Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisindeki Eminüddin Külliyesi maddesi zikredilebilir72. Burada bu yapının en erken dönem tıp medresesi ve şifahane örneklerinden olduğu söylenerek, burayı medresede nazari, hamamda ise tatbiki bilgiler verilen bir eğitim kurumu olarak düşünmenin mümkün olduğu belirtilmiştir. Böylece bu konuda ana kaynak olan Ünver’in dahi zikretmediği bir tıp medresesi literatüre mesnetsiz bir şekilde eklenmiş olmaktadır. Diğer bir örnek Uluslararası Mardin Tarihi Sempozyumu’nda Doç. Dr. Hıdır Kadircan Keskinbora’nın Mardin Eminüddin Maristanına ilişkin sunduğu ve sempozyum kitapçığında yayımlanan bildiridir.73 Keskinbora bu bildiride Eminüddin Bimarhanesi’ne ilişkin Ünver’in eserindeki bütün bilgileri büyük ölçüde cümle yapısını da koruyarak kaynak göstermek suretiyle aktarmış ve doğal olarak Ünver’de yer alan bazı hataları da aynen tekrarlamıştır. Eminüddin Bimarhanesi konusunda eklediği tek kaynak Nejat Göyünç’ün 16. Yüzyılda Mardin Sancağı isimli eserinden bir alıntıdır; bu alıntı da darüşşifaya ilişkin olmayıp Emineddin Mahallesine ilişkindir. Oysa aynı eserde Mardin’deki darüşşifada çalıştığı kesin olarak tespit edilen ilk hekimin adı mevcuttu. Vehib bin Hekim isimli bu hekimin adı zikredilmezken bildiride “Mardin Eminüddin Maristanı ve diğer Artuk Darüşşifalarında Çalışmış Hekimler” adı altında bir alt başlık açılmış ve buralarda çalıştığına dair hiçbir bilgi olmayan dönemin hekimleri sıralanmıştır. Örnek verilecek son eser Sanovel firması tarafından yayımlanan Darüşşifalar isimli iki ciltlik kitaptır. Burada Emineddin- Necmeddin İlgazi Darüşşifası başlığı altında kısa bir bölüm mevcut olup herhangi bir kaynakça verilmemiştir. Bu külliyenin Necmeddin İlgazi zamanında yapımına başlandığı onun ölümü üzerine kardeşi Eminüddin tarafından tamamlandığı yazılmaktadır oysa durum bunun tam tersidir. Ayrıca belgelerin hiç birisinde bu Bimarhanenin ismine Necmeddin’in eklendiği vaki değildir74.
Bu çalışma konu ile ilgili mevcut belgelerin tümüne olmasa da büyük bir bölümüne ulaşmış olma iddiasındadır. Mardin Şeriye Sicillerinin 17. Yüzyıla ait olanlarının tümü ile 18. Yüzyıla ait olanlarının çoğu taranmasına rağmen bunlardan çok az sayıda bilgi edinilebilmiştir. Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi, Tapu Kadastro Arşivi ve Başbakanlık Osmanlı Arşivi eldeki olanaklar dâhilinde titiz bir
72 Ara Altun: Eminüddin Külliyesi, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, (İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı, 1995, cilt 11, s. 119.
73 Hıdır Kadircan Keskinbora, “Mardin’de Eminüddin Maristanı ve O Dönemdeki Darüşşifalar”, I. Uluslar arası Mardin Tarihi Sempozyumu, 2006, s. 211-220.
74 Ahmet Eryüksel, “Mardin Emineddin-Necmeddin İlgazi Darüşşifası”, Tarihi Sağlık Kurumlarımız Darüşşifalar, Editör: Prof. Dr. Nil Sarı, (İstanbul: Sanovel, 2010), Cilt 1, s. 131-2.

şekilde taranmıştır. Bu kurumun 16. Yüzyılda iki hekimli, ilaç üreten bir sağlık kurumu olduğu anlaşılmış olmakla beraber yataklı bir hastane olduğuna dair herhangi bir kanıt bulunamamıştır, ancak işlevini 19. Yüzyıl başına kadar sürdürdüğü görülmüştür.
Kaynaklar
Arşiv Belgeleri
Başbakanlık Osmanlı Arşivi BOA, A. MKT. MHM, 21, 36. BOA, C. SH. , 466.
BOA, C.SH. , 772, 1317.
BOA, C.SH. ,848.
BOA, C..EV. , 12022.
BOA, EV.d. , 13011.
BOA, Ev.d. , 17171.
BOA, Ev.d. , 17509.
BOA, EV. MH, 1038.
BOA, EV.MH., 1621
BOA, İE.SH., 41.
BOA, KK, 3400.
BOA MAD, MM100.
BOA, MAD 4540.
BOA, MAD 7457.
BOA TD64.
BOA TD200.
BOA TD998.
Taau ve KadastrA Genel Müdürlüğü Kuyud-ı Kadime Arşivi KKA, TD 552.
Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi
VGM, 159, Diyarbakır 12/1.
VGM, 491-2.
VGM, 562.
VGM, 1098.
VGM, 1151.
VGM, 1157.
Şeriye Sicilleri
195 numaralı Mardin Şeriye Sicili. 227 numaralı Mardin Şeriye Sicili 241 numaralı Mardin Şeriye Sicili. 247 numaralı Mardin Şeriye Sicili

40 Prof. Dr. Sarper Yılmaz
251 numaralı Mardin Şeriye Sicili 259 numaralı Mardin Şeriye Sicili. 264 numaralı Mardin Şeriye Sicili.
Seyahatnameler ve Yazma Eserler
.......... 2007, Abdusselam Efendi’nin Mardin Tarihi, Çeviri: Hüseyin Haşimi Güneş, İstanbul, Mardin İhtisas Kütüphanesi.
İBNİ C., 2008, Endülüsten Kutsal Topraklara, çeviren İsmail Güler, İstanbul: Selenge, ikinci baskı, 2008.
İBNİ B., 2000, Seyahatnamesi, Çeviri, İnceleme ve Notlari A. Sait Aykut, Yapı Kredi Yayınları, Dördüncü Baskı: İstanbul.
JOSAPHAT, B., 2009, Çeviri ve Edisyon: Tufan Gündüz, Yeditepe Yayınevi, İstanbul, İkinci Baskı, Anadolu’ya ve İran’a Seyahat.
KATİP, F., 2006, Mardin Artuklu Melikleri Tarihi, editörler Ali Emiri, İbrahim Özcoşar, Hüseyin H. Güneş, İstanbul: Mardin İhtisas Kütüphanesi.
Diğer Kaynaklar
183 No’lu Mardin Şeriye Sicili Belge Özetleri ve Mardin: Hazırlayanlar: Ahmet Kankal, İbrahim Özcoşar, Hüseyin Haşimi Güneş, Veysel Gürhan, İstanbul: Mardin İhtisas Kütüphanesi, 2007.
252 No’lu Mardin Şeriye Sicili Belge Özetleri ve Mardin: Editörler: Ahmet Kankal, Kenan Z. Taş, İstanbul: Mardin İhtisas Kütüphanesi, 2006.
BAYAT, A.H., 2001, Anadolu’da Selçuklu Dönemi Darüşşifaları Üzerine Toplu Değerlendirme, I. Uluslar arası Selçuklu Kültür ve Medeniyeti Kongresi, Konya.
BİZBİRLİK, A., 2002, 16. Yüzyıl Ortalarında Diyarbekir Beylerbeyliğinde Vakıflar, Ankara: Türk Tarih Kurumu.
İLİKAN RASİMOĞLU, C, G., 2013, Taşrayı İyileştirmek: 19. Yüzyıl Osmanlı İmparatorluğunda Memleket Hekimleri, Lokman Hekim Journal, 3(1); s. 1-6.
ÇETİNO., 2006,BursaYıldırımDarüşşifası(BursaMahkemeSicillerineGöre),İstanbul: Göz Nurunu Koruma Vakfı.
ERGİN O., 2005., Muallim M. Cevdet’in Hayatı Eserleri ve Kütüphanesi, İstanbul: İstanbul Büyükşehir Belediyesi.
ERYÜKSEL, A., 2010, Mardin Emineddin-Necmeddin İlgazi Darüşşifası, Tarihi Sağlık Kurumlarımız Darüşşifalar, Editör: Prof. Dr. Nil Sarı, (İstanbul: Sanovel)
GÖYÜNÇ, N., 1996, 16. Yüzyılda Mardin Sancağı, Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi.
KESKİNBORA, H., K., 2006, Mardin’de Eminüddin Maristanı ve O Dönemdeki Darüşşifalar, I. Uluslar arası Mardin Tarihi Sempozyumu.
ALTUN A., ..... Eminüddin Külliyesi, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi. ÜNVER, S., 1940, Selcuk Tababeti, Ankara, Türk Tarih Kurumu.

Makalenin orijinal pdf formu Ders dökümanları bölümünden indirilebilir,
Yrd. Doç. Dr. Naim KARAGÖZ
Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi
Temel Bilimler Bölümü Tıp Eğitimi A.D. SİVAS
Tüm Hakları Saklıdır © 2008-2020  Powered by .NET